Kuraklığa 'Ekolojik' Yaklaşım


Ülkemizin ciddi sorunlarından biri olan kuraklık bu yıl etkisini çok daha fazla gösterdi. Yağışın yeterli seviyede olmaması nedeniyle ekili hektarlarca alan risk altına girdi. Amasya Ziraat Odası Başkanı Mehmet Baş'tan aldığımız bilgilere göre kuraklık nedeniyle tarla bozumuna gidilmemiş; son yağışlarla biraz da olsa nefes alınmış fakat  yeterli yağış olmazsa risk büyük olabilir.

Ekonomisinin büyük kısmı tarıma dayanan Amasya ise tarihinin en kurak kışlarından birini geçirdi. Amasya Meteoroloji İstasyonu Müdürlüğünden aldığımız bilgilere göre Amasya  en kritik kuraklık değerlerinden biri olan 'olağanüstü kuraklık' seviyesini yaşıyor.  Peki kuraklığa neden olan faktörler neler, insan unsuru ne kadar etkili, küresel ısınma durdurulabilir mi?

Bu soruları Amasya'nın tarımsal üretimde gözbebeği olan ilçesinde tohumculuk, tarımsal işletmecilik gibi programlar açarak Türkiye tarımının modern ölçekte yapılmasına hizmet veren üniversitemiz Suluova Meslek Yüksekokulu Müdürü aynı zamanda Ekoloji Doktoru ve bir çevreci olan Yrd. Doç. Dr. Cengiz Yıldırım'a sorduk.

Buyurun buradan okuyun…

-         Hocam öncelikle kürsel ısınmadan başlayalım kuraklığın  nedeni küresel ısınma mı?

Küresel ölçekte kuraklığın bir takım sebepleri var. Ben özellikle ekolojik etkilerine değineceğim. Dünya üzerindeki su bilançosu asla değişmiyor ama bu bilanço değişmezken bazı yıllarda kuraklık olmasının altında yatan sebep ise şundan kaynaklanıyor. Suyun 3 hali var: gaz, sıvı, buhar. Havaların ısınmasıyla yağışların azalmasına bağlı olarak buhar halindeki su miktarı artarken sıvı haldeki su miktarı azalıyor.

-         Peki bu oran neden değişiyor?

Bunun çeşitli sebepleri var tabi. Yağışı çekebilecek faktörleri artırmak lazım. Ağaçların olduğu yerler yağış çekmek için önemli faktör. Ağaçları yeryüzünde sadece bir süs maddesi olarak görmek yanlış olur, ağaçların genel olarak şu özelliğini çok iyi bilmemiz lazım. Yeryüzüne yağış olarak gelen suyun önemli bir miktarı yer altına gidiyor. Toprak altına giden suyu ise bitkiler kökleriyle alıyor. Bitki topraktan kökleriyle sıvı olarak almış olduğu suyun en az yüzde yetmişini buhar halinde atmosfere geri veriyor.

 cengiz yıldırım

-         Bitki, su döngüsünde en temel unsur mu?

Bitki miktarı azaldıkça yeraltındaki su buharlaşıp havaya yükselmediği için buna bağlı olarak da yağış doğrudan azalıyor. Bitkiyi su döngüsünde en temel unsur olarak görüyoruz.

Bunun iki sebebi var. Suyun buhar halinde atmosfere dönmesi gerekiyor ki yağış olarak dönsün. Suyu buhar olarak atmosfere göndermezseniz bitki örtüsü zayıflıyor, ekili alanların oranı ciddi miktarda azalıyor.

İkinci temel sebebe gelirsek su yüzeyden buharlaşıyor. Denizler, nehirler gibi su mevcutlarımızı çok kirlettiğimizden suyun yoğunluğu artıyor bu da buharlaşmayı güçleştiriyor. Bir de bilinçsiz su kullanıyoruz. Bunlar yetmezmiş gibi yeraltı sularını da bilinçsiz kullanarak buharlaşması gereken suya ortak oluyoruz. Bu da kuraklaşmaya sebep oluyor.

İster tabiatın çoraklaşması, bitkiden arınması diyelim bunların  üzerine bir de sanayiyi işin içine katarsak Kyoto Protokolünün engellemeye çalıştığı sera gazlarını atmosfere verilmesiyle dünya susuzluğa ve küresel ısınmaya doğru hızla gidiyor. Bu görünen bir gerçek!

-           Küresel ısınma engellenebilir mi?

Burada gözden kaçırılmaması gereken dünyada yıllık ısı ortalamasının 0.5 santigrat yükseldiği gerçeği. Bu ortalama 2 santigrat daha artarsa dünyanın yüzde 85'i susuz kalır. Bu nedenle sanayi kuran tesisler atmosfere yaydıkları gaza dikkat etmeliler, süper güçler sorumluluklarını yerine getirmeliler. Sera gazları atmosfere çıktıkça küresel ısınmaya katkı sağlıyor ve atmosferde olması gerekenin altında bir katman daha oluşuyor ve bu katman da havayı ısıtıyor. Isınan su da buharlaştığı için yağış olarak dönmüyor. Yapılması gereken bilim insanlarına kulak verilip yönetici konumunda olanların gereken önlemleri alarak dünyanın daha yaşanılabilir hale getirilmesi için çabalaması, kararlar alması gerekiyor.

Yerel ölçekte yapabileceğimiz ise şu. Asla ağaçları süs bitkisi ve meyve veren olarak görmeyeceğiz. Ağaçlar ve bitkiler atmosfere en fazla su buharı veren canlılardır.

Vatandaşları su kullanımı konusunda ivedilikle bilinçlendirmemiz gerekiyor. Su kullanılacak bir malzemedir. Bizler ise kullanmayıp tüketiyoruz. Örneğin Yeşilırmak'tan bahçemizi sularsak bu kullanmaktır; ama Yeşilırmak'ın kenarına bir sanayi tesisi yapıp gerekli önlemleri almayıp suyu kirletmesine izin verirsek bu suyu tüketmektir, yok etmektir. Bizim tüketmeden kullanmayı öğrenmemiz lazım.

-         Nitelikli bir çevre eğitimiyle bu sorunu aşabilir  miyiz?

Yaşayabilmek için oksijen alıyoruz. Yeryüzündeki oksijenin kaynağı ise parçalanmış oksijendir yani sudur. Suyu kirlettiğinizde oksijeni de azaltırsınız. Bu nedenle suyu kirletmek soluduğumuz havayı da kirletmektir. Suyu kirletmeyip gözümüz gibi koruyup temiz tutmalıyız.

-         Çevre bilinci algısının mı  artırılması gerekiyor?

Çevre bilinci sadece çöpleri yere atmamakla ya da yere tükürmemekle alakalı bir sey değildir. İyi insanın yapacağı şeyler ayrıdır iyi bir çevrecinin yapacağı şeyler ayrıdır. Eğer toprağı kirletmeden tarım yapıyorsanız iyi bir çevrecisinizdir zira bilinçsizce gübrelediğiniz yerde sadece toprağı kirletmiyorsunuz toprağın altındaki suyu da kirletiyorsunuz. Yağmurla kimyasallar yer altı sularına karışıyor o sular da bir yolunu bularak denizlere nehirlere ulaşıyor veya bitkiler vasıtasıyla buharlaşarak atmosfere veriliyor. Çok geniş yelpazeli bir konudur bu her alanda bir çevreci gibi düşünürseniz kazanırsınız.

-         Ekoloji ve ekonomi ilişkisini nasıl kurmak gerekir?

Ekoloji de ekonomi de lazım ama ekolojiyi korursanız ekonomiyi de korurusunuz. Örneğin salça fabrikası kuracaksınız ama düzgün arazileriniz yoksa salça fabrikasının bir anlamı yoktur. Ekoloji ve ekonomi birbirini desteklemeli.  Ekonomi kendisini ekolojiye göre inşa etmeli ki çevreyi koruyabilelim. Dünya bize atalarımızdan miras değil; bize çocuklarımızın emaneti. Çevreye hiç zarar vermeden nasıl ekonomi yapabiliriz bunu kavrayabilmeliyiz.

Hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşmeye bağlı olarak dünya hızla kirleniyor. Dünyayı korumak yine insanlara düşüyor; dünya hangi canlı grubu olmasa daha mükemmel olurdu diye sorsak hiç kuşkusuz çoğu kişi bunun cevabına insan diyecektir. İnsan dışında hiçbir canlı başkalarının yuvasını yıkmaz, ırmakları tahrip etmez, ormanları yakmaz, yol yapacağız diye birçok bitki türünün neslini yok etmez, denize sıfır yapı yapacağız diye caretta carettaların yuvalarını yok etmez. İnsan doğadan faydalanacaksa bedelini ödemeli bedeli de dünyaya çevreci gözüyle bakabilmektedir.

Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü