Mehmet Akif Ersoy ve Türkçe


Türk Milletinin Reçetesi İstiklal Marşı'dır

     İstiklâl Marşımızın yazarı, Mehmet Âkif Ersoy ebediyete yolculuğunun 80. yılında üniversitemizde düzenlenen bir programla anıldı. Fen-Edebiyat Fakültesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Kürşat Efe, 'Mehmet Akif Ersoy ve Türkçe'başlıklı konferansında Ersoy'un Türk diline katkısını ve kullandığı Türkçenin özelliklerini katılımcılarla paylaştı. Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Metin Orbay'ın da katıldığı program İpekköy Yerleşkesi konferans salonunda yoğun katılımla gerçekleştirildi.

akif1

Akif, Gençlerimiz Tarafından Örnek Alınmalıdır

     Her milletin tarihinde derin izler bırakmış önemli şahsiyetler bulunduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Efe; Mehmet Akif Ersoy'un da Türk milletinin gönlünde, hem yüreğiyle hem diliyle hem de kalemiyle taht kurmuş büyük bir şahsiyet olduğunu söyledi. Akif'in sıradan bir şair olmadığını kaydeden Efe; ''Kurtuluş savaşını on kıtaya sığdırarak milli mücadeleyi en mükemmel şekilde dile getiren bir şahsiyettir. Sadece marşımızın şairi değil aynı zamanda Türk milleti için vatan, millet, bayrak, özgürlük ve bağımsızlık kavramlarının adeta sembolü olmuş bir kişidir. Öksüzlerin, yetimleri, yoksulların, hastaların, kenar mahalle insanının, Mehmetçiğin, Anadolu'nun kısaca Türk milletinin sesi olmuştur. Özellikle gençler tarafından örnek alınması bizim için elzemdir.'' dedi.

Atatürk, Akif'e Teşekkür Etti

     Mehmet Akif Ersoy'un 19 Kasım 1920 Cuma günü Kastamonu Nasrullah Camii Kürsüsünde yaptığı vaazına da konferansında yer veren Efe; Akif'in bu konuşmasının millî mücadele ruhunu ateşleyen vaaz olarak tarihe geçtiğini kaydetti.

     Ey Müslümanlar,

     Milletler, topla, tüfekle, zırhlıyla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatini temin etmek kaygısına düştüğü zaman yıkılır...

      Bizi mahvetmek için tertip edilen barış antlaşması paçavrasını mücahitlerimiz Doğu tarafından yırtmaya başladılar. Şimdi, beri taraftaki dindaşlarımıza düşen vazife Anadolumuzun diğer cihetlerindeki düşmanları denize dökerek o murdar paçavrayı büsbütün parçalamaktır. Zira o parçalanmadıkça Türklük için, bu diyarda yaşamak imkânı yoktur.

     Ey Müslüman cemaati! Düşmanlarımızın bugün bizden istedikleri ne filân vilâyet ne filân sancaktır; doğrudan doğruya başımızdır, boynumuzdur, hayatımızdır, devletimizdir.

     Ey Müslüman cemaati! Ağyar eline geçen Müslüman yurtlarının hali, bizim için ne tesirli bir ibret levhasıdır. İslâm'ın son sığınağı olan güzel topraklarımızı düşman istilası altında bırakmayalım. Kederi, miskinliği, ihtirası, bölücülüğü büsbütün atarak azme, gayrete, birliğe sarılalım. Cenab-ı Allah, Hak yolunda savaşmak için meydana atılan azim ve iman sahipleri ile beraberdir.

      Efe sözlerine şöyle devam etti:

     ''Mehmet Âkif, burada toplanan halka defalarca hitap ederek savaşın gerçek sebeplerini ve dünyanın içinde bulunduğu siyasi durumu açıklamış ve milletimize bekasını tehdit eden tehlikelerin asıl kaynaklarını anlatmıştır. 

     Akif'in bu ateşli konuşması, Anadolu'daki tüm valiliklere, kaymakamlıklara, sancaklara, mutasarrıflara ve müftülüklere gönderilmiş, ulaştığı her yerde büyük heyecan uyandırmıştır.

      Mehmet Âkif, Eşref Edip'le beraber 1920 Aralık ayında Ankara'ya döner. Mustafa Kemal Paşa, ikisini de davet eder. Atatürk, daha İstanbul'dayken Milli Mücadele için yaptıkları hizmetleri bildiğini söyledikten sonra:

     - Sevr Antlaşması'nın memleket için ne feci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşad kadar hiçbir gazete memlekette neşredemedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesinde Sebilürreşad'ın büyük hizmeti oldu. Her ikinize de bilhassa teşekkür ederim, diyerek Akif'in millî mücadeledeki etkisini dile getirmiştir.

     Mehmet Akif, milletinin derdiyle dertlenmiş, milletinin acısını iliklerine kadar hissetmiş, milletin maddi manevi dünyası yıkılırken o asla gülmemiştir.

     Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!

     Hey, sıkılmaz; ağlamazsan, bâri gülmekten utan! diye haykırmıştır.''

akif2

Akif'in Şahsiyeti ve Şiirleri Bugün de Bize Yol Gösteriyor

      Mehmet Âkif Ersoy'un, bütün şiirlerini, Safahat adını verdiği bir kitapta topladığını ifade eden Dr. Efe; ''Onu; şahsiyeti ve eserleriyle doğru tanımak, bugün yaşadığımız sıkıntıları aşmada bize yol gösterecek düşüncelerin ipuçlarını yakalamak demektir. Safahat' ta toplam 11 bin 240 mısra vardır; bu eser bir 'Öğütler Manzûmesi'dir. Ayrıca Safahat'ın dışında kalmış şiirleri ve bu şiirler yanında düzyazı hâlinde olan eserleri de vardır. Bunlarda tefsirler, vaazlar, makaleler, tercüme eserler, mektuplardan oluşmaktadır. Milletine armağan ettiği için İstiklal Marşı'nı Safahat adlı kitabına almamıştır. Her sanatçı gibi Akif'in edebî kişiliğinin oluşmasında da aile çevresi, yetişme tarzı, devrinin siyasî, sosyal ve kültürel şartlarıyla edebî karakteri gibi çeşitli etkenler rol oynamıştır. Mehmet Akif'in şahsiyetinin oluşmasında Kur'an ve sünnet eğitimi, İstanbul Fatih semti ve çevresi ile bilimsel eğitim kurumlarının büyük etkisi vardır.  Mehmet Akif'in babası Fatih Medresesi müderrisidir. Babasından Arapçayı öğrenmenin yanı sıra, Farsçanın ve Fransızcanın klasiklerini de okuyup anlayacak seviyede bu dilleri de öğrenmiştir. İlk şiirini 1895 yılında Mektep dergisinde yayımlayan Akif'in yoğun yayın faaliyeti 1903'ten sonraki yıllara dayanır. Bu faaliyet, başyazarlığını yaptığı Sıratımüstakîm dergisi (1908) ile Sebîlürreşad (1912) dergilerinde çıkan manzumelerinden, çevirilerinden başlayıp sosyal muhtevalı bütün şiirlerini de içine alan basamaklardan geçerek Cumhuriyet devrine kadar uzanmıştır.'' dedi.

Akif'in Eserleri Türk Milletinin Bağrından Doğmuştur

Akif'in Türk milletinin meselelerini büyük bir ciddiyet ve sorumlulukla, mantık oyunlarına girişmeden somut olaylar üzerinden ele aldığını kaydeden Efe; ''Mehmet Âkif, milletin gerçeklerini öyle alelade kitaplardan okuyarak değil bizzat milletin içinde yaşayarak bunları kavramıştır.  Cenab Şehabeddin onun için  'Hiç kimse Âkif kadar saf ve şeffaf bir şekilde milletin durumunu billûrî beyanla apaçık teşhir etmemiştir.' demiştir. Mehmet Âkif'in en belirgin özelliği sade ve doğal bir dille yazmasıdır. Aslında yetişme ve yaşama şartları bunun en önemli sebebidir. Mehmet Âkif Ersoy hararetli münakaşaların yapıldığı dil ve alfabe konularına ilgisiz kalmamıştır. Âkif dil uzmanı olarak değil, millî ve kültürel konulara duyarlı bir aydın sorumluluğu ile bu konulara ilgi duymuştur. Âkif, Türk halkının konuştuğu Türkçeyi çok iyi bilen bir şairdir. O yalnızca doğup büyüdüğü İstanbul'da konuşulan edebî dili kullanmamış, bir halk adamı olarak halktan dostlarının, ayrıca memuriyeti gereği dolaştığı Rumeli ve Anadolu'da insanların kullandıkları kelimeleri ve deyimleri onların söyledikleri şekilde şiirlerine aktarmıştır. Bu yüzden edebî dilin en zarif kelimeleri ve ifade şekilleri yanında halkın kullandığı kelime ve tabirler, hatta argo, onun şiirlerinde rahatlıkla yer almıştır. Geniş bilgisi sayesinde her meseleyi konunun gerektirdiği kelime, tabir ve terimlerle anlatmaktadır. Kişilere, mesleklere uygun tabirler, sokak ağzı, ev ağzı, sohbet üslûbu bakımından zengin örnekler mevcuttur. Mehmet Âkif, Türkçe kelimelere daha çok yer vermek bakımından dönemin diğer şair ve edipleriyle karşılaştırılacak olursa Akif'in daha ileride olduğu görülür. Türkçeyi tercih etmesinin başlıca sebebi, halkla iyi bir iletişim kurmaktır. Onum çok okunmasının ve tanınmasının sırrı buradadır.'' ifadelerini kullandı.

TÜrkçe'yi Bir Kuyumcu Titizliğiyle İşledi

      Mehmet Âkif'in, Türkçe'yi bir kuyumcu titizliğiyle inceden inceye en iyi şekilde işleyen şairlerden biri olduğunu belirten Efe; ''Şiirlerinde kullandığı dil ile Türkçenin en güzel örnekleri arasında yer almış ve Türkçenin gelişmesine katkılarda bulunmuştur. Onun Türkçeye yaptığı en büyük hizmet de budur. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesinde, Türk milletinin uğrunda savaştığı değerleri, acıları, sevinçleri ve kahramanlıkları yazdığı şiirlerle en iyi şekilde dile getiren bir şairdir. İstiklal Savaşı'nın manevi cephesini hazırlayan en önemli isimlerin başında gelen Mehmet Âkif Ersoy; aynı zamanda bilgi birikimi, vatan sevgisi, inancı ve çalışkanlığı ile millî bir değerdir. Bize düşen, İstiklal Marşımızı, bayrağımızı, vatanımızı ve milletimizi sonsuza kadar korumaktır.'' cümleleriyle konferansını bitirdi.

akif4

Türk Milletinin Reçetesi İstiklal Marşı'dır

      Program sonunda katkılarından dolayı Yrd. Doç. Dr. Kürşat Efe'ye teşekkür eden Rektörümüz Orbay;''Mehmet Akif'e İstiklal Marşı yazdıran günlerden bugüne aslında değişen bir şey yok; yine ülkemiz üzerinde iç ve dış mihrakların emelleri var. Bunun da reçetesi İstiklal Marşımızdır. Biz İstiklal Marşını  o gün yazdık ama bugün gür bir sesle söylüyoruz ve yaşamımızı da ona göre devam ettiriyoruz. Allah bize bir daha bu marşı yazma zorunluluğu göstermesin, yazılacaksa da her zaman yazmaya hazır bir Türk millet var.'' cümlelerini kaydetti.