522 Bin 190 Mektup Arasında Onun Mektubu 2’nci Oldu


Teknoloji Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Öğrencisi Ümit Serhat Genç, Çanakkale Zaferinin 100'üncü yıldönümü münasebetiyle Gençlik ve Spor Bakanlığınca Çanakkale Zaferi ve Sarıkamış konu başlıklarında "Çanakkale ve Sarıkamış'ın 100. Yılında 100 Bin Mektup" sloganıyla düzenlenen "Gençlerden Ecdada Mektup" projesi kapsamında 19-29 yaş kategorisinde 2'nci oldu. Yarışmaya 522 bin 190 mektup katıldı.

Üniversitemiz öğrencisi Ümit Serhat Genç'i makamında kabul eden Rektörümüz Prof. Dr. Metin Orbay, "Gençlerimize milli ve manevi şuur kazandırmak, gençlerimizin Türk dilini doğru, etkin bir şekilde kullanmalarını teşvik etmek gibi amaçlarlaGençlik ve Spor Bakanlığıncabu yıl 3'üncüsü gerçekleştirilen Gençlerden Ecdada Mektup Yarışmasına 522 bin 190 başvuru yapılmış bu başvurular arasından19-29 yaş kategorisindeElektrik - Elektronik Mühendisliği hazırlık sınıfı öğrencimiz Ümit Serhat Genç2'nci olarak büyük bir başarıya imza atmıştır.ÖğrencimizÜmit Serhat Genç'itebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum" dedi. 

Ümit Serhat Genç ise, "Kazandığım bu başarının bir tesadüf olmadığını düşünüyorum. Şimdiye kadar yüzlerce kitap okudum. Bütün arkadaşlarıma kendilerini geliştirmelerini ve ecdadımıza layık olmaları için çok çalışmalarını tavsiye ediyorum. Devlet büyüklerimiz dereceye giren yarışmacılarla birlikte beni de Ankara'ya davet ettiler. Bu kadar büyük çaplı olmasa da daha öncede dereceye girdiğim yarışmalar olmuştu. Bundan sonra daha gayretli olacağımı özellikle vurgulamak istiyorum. Mutluyum" ifadelerini kullandı.

serhat

Öğrencimiz Ümit Serhat Genç tarafından kaleme alınan ve Gençlerden Ecdada Mektup Yarışmasında kendisine 2'ncilik kazandıran mektup 

"Şehidim, sizleri anlamak bu milletin meselesini tamamıyla anlamak demek Es-Selâmüaleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh aziz dedem. Sizlere karşı hangi kelam ile başlayacağıma karar veremedim, sevgili dedelerim. Sizi hangi güzel söz ile selamlasam kâfi gelmez. Bugün bizi birbirimize düşman etmeye çalışan zihniyete inat; sesiniz 100 yıl önceden gürce yükseliyor. 100 yıl önce yazdığınız, bu büyük cihan zaferini, birlik, beraberlik ve iman şuuru reçetesi ile yazdınız. Aslında bugün de ihtiyacımız olan şuur Çanakkale'deki Vahdet şuurudur.

Siz ne büyüksünüz ki o günü kurtardığınız gibi bugüne de reçete olabiliyorsunuz. Selam olsun 276 kg'ın altına girip topa süren Seyid onbaşıya, son nefesine kadar savaşan Bigalı Mehmet Çavuş' a, Elazığlı Muharrem oğlu Bekir'e, Saray Bosnalı Veli oğlu İsmail 'e, Erzurumlu Osman oğlu Bedrettin'e, Çorumlu Ömer oğlu Süleyman'a, Musullu Abdullah oğlu Hulusi'ye. Selam olsun; Çanakkale cephesine ve Allah-u Ekber dağlarının kartallarına...

Çanakkale cephesindeki dedem sana sesleniyorum. Belki sen hiç okul yüzü görmedin, ancak bugün biz senden kitaplarda görmediğimiz ve göremeyeceğimiz; Vatan, Millet, Din aşkını gördük, düşmanı bile kendinize hayran bırakışınızı gördük. Savaş başlamadan Churchill demişti ki," Bir elimizi arkamıza bağlar, bir elimizle de ezer geçeriz." Churchill ve müttefiklerinin hesap edemedikleri bir güç vardı. Sizlerin yüreklerinizdeki iman gücü...  

Can mı? Yardan, serden, candan geçeli çok olmuştu. İnandığınız değerleri çiğnetmemek uğruna, göz kırpmadan hatta seve seve şehadet şerbetini içişinizi gördük. Sadece sen mi? Çanakkale'de canından vazgeçen dedem. Kardeşinde Sarıkamış'ta Allah-u Ekber dağlarında seninle aynı değerler uğrunda şahadete yürüyor. Bugün Sarıkamış'taki Sarıhanlı Mehmet dedemin mektubunu okudum, gözyaşlarımı tutamadım..."Ana sana bu mektubu Allah-u Ekber dağlarından yazıyorum, hakkını helal et. Elif kızın elinden elim kalkmıştır, gayrı hakkını helal etsin. Üzülme Ana Sarıhanlı nere Sarıkamış nere deme, Sarıkamış için ölmeyi bilmiyorsa bir adam, Sarıhanlı için nasıl yaşar. Her seher vakti seccadenin aydınlığında ak alnını öptüğümü bil, beni öldü bilme." Evet dedem siz ölmediniz Yunus asırlar önce sizi tarif etmişti bile; "Ölürse ten ölür, canlar ölücü değil."

Kimin için orda idiniz, gayeniz ne idi? Bunun cevabı o kadar belli ki, bizler için; Ecdadınızdan aldığınız vatanı evladınıza onurluca teslim etmek için, analarınızın, bacılarınızın, eşlerinizin ve hepsinde önemlisi Ülkemize tecavüzü engellemek için... Bugün Çorumlu Ahmet ile Diyar-ı Bekirli Haşim'i ayırmaya çalışıyorlar dedelerim. Ne olursunuz çıkın tarihten ve deyin ki o zihniyete; biz Çanakkale'de, bir ekmeğin iki ortağı, bir mezarın iki sahibi, Sarıkamış'ta birbirimize sarılıp iki vücudu tek vücut yapmışız."

O gün yedi düveli dize getiren güç ayrımsız, imtiyazsız, din, mezhep, ırk gözetmeksizin yekvücut olmamızın gücüdür. Ey Conkbayırı'nın, Anafartalar'ın, İnce tepenin, Allah-u Ekber dağlarının ve tüm Osmanlı coğrafyasının kahramanları size minnettarız. Biliyoruz ki siz ölmediniz sadece mukaddes bir yolculuğa çıktınız. Önderiniz iki Cihan serveri. Bundan gayrı bahtiyarlık mı olur?  

Bir de düşmanlarımızın hatıralarını okurken sizdeki merhameti gördüm dedem. Susuzluktan inleyen Anzak askerine silahı bir köşeye bırakıp su yetiştirişinizi ve daha da şaşırtıcısı çatışmadan sonra acıdan bağıran düşman askerinin kurşununu çıkarıp yarasını sarışınızı okudum. İngiliz Komutan hatıralarında boşa demiyordu. 'Tek ihtiyacımız biraz kin ve nefret. " Çünkü siz onlara merhameti, merhametli olmayı göstermiştiniz. Onlarda bu merhamete karşılıksız kalmak istemiyordu. Anzak askerleri itiraf ediyorlardı; "Biz bu güzel milletle neden savaştığımızı bilmiyorduk..." Ey alnı vakarlı şehidim senin yaptığın sadece silah savaşı değildi... Hoşgörünün, ahlakın, herkese kardeşçe bakmanın kaybedilmeme savaşı idi ... İmanlı, şuurlu aziz milletimizin demiri yenme savaşı idi. Ne büyüksün ki sen bu zorlu sınavdan başarı ile geçtin. İnandığın değerleri çiğnetmemek uğruna canını göze alarak mücadele ettin.

Şunu bilesin ki bu şanlı görev bugün biz Evlatlarınıza verilse sizden aldığımız güç ile değerlerimizi evvel Allah yine çiğnetmeyiz, Çanakkale'de çiğnetmediğiniz milli ruh rehberimizdir. Ey Allah-u Ekber dağlarından sesi halen yükselen dedem. Sarıkamış deyince üşüyorum, titriyorum, ağlıyorum. Rus komutan Retoviç'în hatıralarını okuduğumda öylesine duygulandım ki, Sizin ölürken dahi dik duruşunuzu yere göğe sığdıramamış. Sizi şairler övmesinde ne yapsın. Siz ki düşmanlarınızın hepsini kendinize hayran bırakmış bir nesilsiniz. Ey Şehidim sen ayrı bir kahraman, seni yetiştiren Ana daha büyük bir kahraman. Hani bir gün Çanakkale Cephesinde yaralanan  Hüseyin Çavuş tedavi edilmek için İstanbul'a getirilmişti. Anası da Oğlunu görmek için haberi alır almaz memleketten İstanbul'a gelmişti. Oğlunun sadece ayağının yara olduğunu görünce; Oğluna kızmış "Oğul, ben seni bugünler için yetiştirdim. Sen ise ufak bir yaraya cepheyi terk ediyorsun. Eğer çiğnenecekse vatanın bir karış toprağı, memleketteki bir bacının ırzına tecavüz edilecekse; sütüm sana helal değil. Git Oğul, benden şehit anası olmamı esirgeme."

Bunu bugün biz rahatça yaza biliyoruz ama bir Ana yüreği bunu söylerken nedenli yanıyordur aslında. Fakat Vatan, Milet, Din deyince tüm bu yanmalar ikinci plana atılıyordu. Bu şuuru Avrupalı psikologlar çözemediler vallahi efendim. Cepheye mermi taşırken yağmur başlayınca hasta evladının üstündeki battaniyeyi alıp mermiler ıslanmasın diye mermilerin üstüne örten Erzurumlu Nene hatun 'u anlamak onlar için mümkün değildi. Siz ki aynı kıblenin evlatları, siz ki aynı siperin, aynı gayenin, aynı davanın, aynı inancın neferleri, siz ki tek mezarın çok ortakları, siz ki bu toprakların kefaretini kanla sulayarak vermiş bir ecdat; bir destanı kanları ile yazmış Mehmetlersiniz. Adınız Ahmet, Alî, Ömer, Osman, Haşim, Tayyip idi belki ama siz tıpkı yüreklerinizde tekleştiğiniz gibi İsimlerde de tekleştiniz. Artık hepiniz Mehmet'tiniz.

Siz Vatan kurtulmadan dönmeyi bir an olsun düşünmeyenlersiniz, ölümü şehadet bilip Allah' a seve seve koşanlarsınız. Siz ki saçını kınalayıp Vatan'a kurban eden Ayşe hatunların evlatlarısınız. Siz bilmem Akif'i duydunuz mu? Eminim bir kısmınız duymuştur sizleri bize o kadar müthiş anlattı ki sizi "Bedr'in Aslanlarına benzetiyor, Sahabe ile sizin aranızda köprü oluyordu. Şimdi ise şiirleri ile, sizin ile bizim aramızda tarifi imkansız bir köprü kuruyordu. Tıpkı şu iki mısrasında olduğu gibi, sizi ve gayenizi ne dolgun anlatıyor; "Sen ki İslam'ı kuşatmış boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın."

Bugün sizi, Sizin bize emanetiniz Vatan topraklarından selamlıyorum. Kabirlerinizde nur içinde yattığınızdan şüphem yok. Siz ölüme beş kala Kur'an okuyanlarsınız, İki Cihan serverini imanınızla Berzahdan cepheye indirdiniz. Bugün de eminiz ki onun mübarek kucağındasınız. Bugün belki sizin bize ihtiyacınız yok fakat bizim size çok ihtiyacımız var. Şefaat mektubunuza, cephede çelik toplar gibi duruşunuza ihtiyacımız var. Allah 'a emanet olunuz. Ruhunuz Şad olsun, mezarlarınızda iyi uyuyunuz. Uğruna canınızı verdiğiniz topraklar yine uğruna canını verecek evlatlarına; bizlere sahiptir. Ve tarih boyunca da sahip olacaktır. Size Aşık torununuz Ümit."

 

Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü